
İklim değişikliği denildiğinde akla sadece yükselen sıcaklıklar gelse de bu değişiklik artık bir kriz boyutunda.
Bu krizin tehdit çarpanlarıysa çok boyutlu. Kuraklık su krizine dönüşüyor, su krizi gıda güvensizliğine, gıda güvensizliği ekonomik istikrarsızlığı besliyor, istikrarsızlık çatışmaları, yerinden edilmeyi ve siyasi aşırılığı getiriyor. Bir domino taşı düşüyor, sonra bir tane daha ve bir tane daha derken sürdürülebilir felaketlerin ardı arkası kesilmiyor. Tam da bu yüzden iklim krizi sadece çevresel bir sorun olmaktan çıkıp ekonomiyi, güvenliği, sağlığı etkileyen bir insanlık krizi halini alıyor (Şekil 1). Antroposen Çağ diye boşuna denmiyor ama insanlar dünya ekosisteminde geri döndürülemez etkiler bırakırken ucunun kendilerine dokunacağını pek düşünmemiş gibi duruyor.

Şekil 1. İklim krizinin domino etkisi
Yapılması gerekenleri biliyoruz ama çıkarlarımız ve bencilliğimiz tüm bildiklerimizi unutturuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay bir panel öncesi sohbetimizde ‘İklim inkârcıları ile iklim karcıları arasında konunun gerçekliğini kaçırıyoruz.’ gibi şahane bir cümle kurmuştu aklıma kazınan ve bir o kadar da haklıydı. Bir kesim iklim krizinin gerçek olmadığını, doğal bir süreç olduğunu ve bizleri kısıtlamak için ‘İklim Kanunu’ çıkarıldığını savunurken diğer kesim bu süreçte vergi vb. uygulamalarla nasıl kar edebiliriz diye düşünüyor. Bizlerse alınmayan önlemlerin sonuçlarını bizzat yaşıyoruz. Şunu da belirtmek isterim doğanın 10.000 yılda yaptığını biz 100- 150 yılda yaptık ve dengeyi bozduk. Bir sürü yönetmelik, uluslararası sözleşme ve varılması gereken hedefler mevcut ancak ilerleme gözle görünmeyecek kadar küçük. Çünkü iklim eylemi gecikmiş veya kısa vadeli ekonomik önceliklerin yanında ikincil ve hala genellikle isteğe bağlı.
Her geçen yıl yeni bir atmosferik olay dilimize persenk oluyor. Kentsel Isı Adası (Urban Heat Island), Isı Kubbesi (Heat Dome), El Nino derken hayatımıza ‘Omega Bloklaması’(Omega Block) girdi. Tamamen soğuk iklim koşullarına göre inşa edilen Avrupa şu anki iklim koşullarında tüm canlılarıyla beraber alışmadıkları bir atmosferik kitlenmenin içinden geçiyor. İklim krizinin El Nino ile birleşmesi sonucu normallerin çok üzerinde sıcaklıklarla boğuşuyor. Bu durumu atmosferik kıyamet olarak nitelendirenler de var. Bilim insanlarının 2050 yılı projeksiyonlarını şimdi ve tahmin edilenden çok daha sert yaşıyoruz. Fransa’nın son sıcak hava dalgası haritaları rahatsız edici bir gerçeği ortaya koyuyor (Şekil 2 ve Şekil 3).
Bir zamanlar gelecek senaryoları olarak sunulan aşırı sıcaklıklar günümüzün koşulları halini aldı. Ve bu sadece daha sıcak yazlarla ilgili değil.

Şekil 2. Fransa’da 2050 yılı için tahmin edilen sıcaklıklar

Şekil 3. Fransa’da Haziran ayı sıcaklıkları
Her yıl yeni sıcaklık rekorları kırılıyor. Şehirler adeta kentsel fırınlara dönüşüyor. Bu durumun da aşağıda sadece birkaçını sıraladığımız bazı bedelleri var elbette.
- Enerji sistemleri üzerinde daha yüksek baskı
- Orman yangınlarında ve yangınların yayılma hızında artış
- Artan su kıtlığı
- Savunmasız topluluklar için artan sağlık riskleri
- Sıcak hava dalgalarının sıklığı ve şiddetindeki artış
- Tarımsal bozulma
- Gıda sistemleri üzerindeki baskı
- Farklı bir iklim için inşa edilmiş şehirlerde kentsel ısı stresi
- İklim Göçü
- Kaynaklarla bağlantılı artan jeopolitik gerilimler
Azalan tarımsal verim ve düşük işçi verimliliğinden, artan sağlık harcamalarına ve hasar gören altyapıya kadar yaşanan durumun ekonomik maliyetleri de çok büyük. Başa çıkamayacak kadar sıcakla baş başayız. İklim değişikliğinin gerçek maliyeti sadece santigrat derece cinsinden ölçülmeyecek kadar büyük. Tehlike sadece iklim olaylarının doğrudan etkisinden ibaret değil. Bu olayların, bu düzeyde bir yıkıma asla hazır olacak şekilde tasarlanmamış toplumlar ve sistemler üzerinde yarattığı zincirleme reaksiyon da tehlike arz ediyor. Buna rağmen, daha önce de dediğim gibi iklim eylemi hala sıklıkla isteğe bağlı, ertelenmiş veya kısa vadeli ekonomik önceliklere göre ikincil olarak ele alınıyor.
Bu seferde size 2023 yılında Prof. Dr. Levent Kurnaz hocanın katıldığı bir programda söylediklerini aktarmak isterim. Keza daha dün yüksek nem ve sıcaktan sağlıklı bir birey olarak nefes almakta zorlanırken aklıma direkt kendisi geldi. Konu çok net ve bir o kadar ürkütücü. “Sıcaklık 35°C veya üzerinde ve nem de % 100 ise genç yaşlı fark etmeksizin sağlıklı bir bireyin maksimum 5 saatlik ömrü var.”
35°C'lik bir sıcaklık kâğıt üzerinde makul görünebilir. Ancak yüksek nemle birleştiğinde, hissedilen sıcaklık 50°C'yi aşabilir (Şekil 4). N
edeni ise nem oranı arttığında sıcaklık çok daha tehlikeli hale gelir çünkü insan vücudu kendini soğutmak için terin buharlaşmasına güvenir. Hava zaten nemle doymuş olduğunda, bu soğutma sistemi işlevini yitirmeye başlar. Daha anlaşılır bir dille anlatmak gerekirse bizler terleme yoluyla serinleriz ve vücut ısımız düşer. Nem %100 olunca terleme yani buharlaşma olmaz, kalp daha fazla kan pompalar ve işte o zaman sıcaklık rahatsız edici olmaktan çıkıp ölümcül hale gelmeye başlar.
Başka bir örnek verecek olursak Antalya 41°C ve nem %90 civarında diyelim, herkes klimalara yükleniyor. Sonuç elektrik sistemi çöküyor. Tüm sistemlerimizi bilgisayar ve web tabanlı programlara güvenerek tasarlamış olmamız da ayrı bir sorun. Elektrik yoksa hepsi çöp diye tanımlayabiliriz. Ezcümle Levent hoca diyor ki öncelikle kalp hastaları nerede yaşıyor bilmeliyiz, yaşlıları ve kalp hastalarını toplamak için planlarımız olmalı ve en önemlisi onları götürebileceğimiz güneş enerjisi ile kendi elektriğini üreten kendi soğutmasını kendi yapabilecek bir sistemi olan alanlar yaratmalıyız.

Şekil 4. Hava sıcaklığının nemle birleşince etkileri ( Bu veriler gölgede ölçülmüş olup güneşte 8°C daha eklenmesi gerekmektedir)
İklim değişikliğinin sadece sıcaklık artışı anlamına gelmediğini artık biliyoruz. Nem oranlarını artırıyor, sıcak hava dalgalarını yoğunlaştırıyor ve birçok şehrin başa çıkmak için tasarlanmadığı tehlikeli kombinasyonlar yaratıyor. Bu durum şehirleri nasıl inşa ettiğimizi, insanların açık havada nasıl çalıştığını, elektrik şebekelerinin nasıl işlediğini, kamu sağlığı sistemlerinin nasıl hazırlandığını ve milyonlarca insanın yazı nasıl atlattığını vb. her şeyi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Güvenilir soğutma, temiz su veya istikrarlı elektriğe sahip olmayan savunmasız topluluklar için aşırı sıcaklık, çağımızın en hafife alınan iklim tehditlerinden biri haline geliyor.
İklim kaynaklı göçlerde artış gözlemleniyor ve gelecekte Pakistan, Hindistan, Bangladeş gibi ülkelerden gelecek 20-30 milyon kişinin bir anda sınır kapımıza gelme ihtimali yüksek. Prof. Dr. Levent Kurnaz bu ve benzeri durumlara gecikmeden bir politika üretmemiz gerektiğinin önemini vurguluyor.
İklim adaptasyonunun geleceği sadece emisyonları azaltmakla ilgili değil. Aynı zamanda daha sıcak ve daha nemli bir dünyada hayatta kalmak için toplumu yeniden tasarlamakla da ilgili. Çünkü sonunda soru “Ne kadar sıcak?” olmayacak, soru “İnsanlar bu koşullarda güvenli bir şekilde yaşayabilir mi?”, “ Şehirlerimiz iklim değişikliğine adaptasyonu sağladı mı?”, “Yeterince dayanıklı mı?” olacak.
Şu bir gerçek ki dayanıklılık artık geleceğe yönelik bir strateji değil, günümüzün bir gerekliliği haline geliyor. İklim değişikliği istikrarsızlık, eşitsizlik, yerinden edilme ve modern toplumun bağlı olduğu her sisteme uygulanan artan baskı ile ölçülecektir. Gelişmişlik ise yüksek gelirler, güçlü kurumlar, hızlı trenler, konforlu evlerin yanında değişen iklimde kimseyi geride bırakamayan sistemler kurabilmek, iklime yeterince uyum sağlayabilmek gibi yeni tanımları da kapsayacaktır.
Bu noktada en sıcak günlerde bile yaşlısına, çocuğuna, hastasına, işçisine, sokaktaki insana serin ve güvenli bir hayat alanı sunabilen, altyapısı ve çalışma düzeni yeni iklim baskısına dayanabilen, evinde klima olmayan insanlara gidebileceği serin kamusal alanlar yaratan şehirler gelişmiş şehir sayılacak ve en az etkilenenler de onlar olacaktır.
Yazar: Dr. Özge SİVRİOĞLU
Kaynaklar
https://www.instagram.com/melisalphan/reel/DaTBakjNOQd/
https://www.linkedin.com/posts/behavior-x-climate_climatechange-climateaction-sustainability-activity-7476159819276607488-qsP0?utm_source=social_share_send&utm_medium=android_app&rcm=ACoAAAYaum4BBbSq6ItNiNnJe1WpoqSiU7_WMS0&utm_campaign=copy_link
https://www.linkedin.com/posts/net-zero-frontiers_climatechange-extremeheat-globalwarming-activity-7479054402578821120-IK2L?utm_source=social_share_send&utm_medium=android_app&rcm=ACoAAAYaum4BBbSq6ItNiNnJe1WpoqSiU7_WMS0&utm_campaign=copy_link
https://www.youtube.com/watch?v=qYjh0LbeK-k






