enerji cevremuhedisleri nisan

enerji cevremuhedisleri nisan

Küresel Su İflası: Dünya Artık Suyla Kriz Değil, Tükeniş Yaşıyor

dunya artik suyla kriz degil tukenis yasiyor
Dünya, tatlı su kaynaklarını kendini yenileyemeyeceği bir hızda tüketiyor.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü (UNU-INWEH) tarafından yayımlanan son rapor, uzun süredir kullanılan “su krizi” kavramının mevcut durumu açıklamakta yetersiz kaldığını açık biçimde ortaya koyuyor. Rapora göre bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, geçici bir darboğaz değil; geri dönüşü zor, yapısal bir çöküş süreci.

Bu nedenle rapor, mevcut durumu “küresel su iflası” olarak tanımlıyor. Finansal iflas benzetmesiyle kurulan bu kavram, toplumların yalnızca yıllık yağış ve akışlara değil; yeraltı suları, göller, buzullar, sulak alanlar ve toprak nemi gibi binlerce yılda oluşmuş doğal su stoklarına da sistematik biçimde yüklenmiş olmasına dayanıyor.

Eski Su Bolluğuna Dönüş Artık Mümkün Değil

Yeraltı suyu akiferlerinin sıkışması, deltaların çökmesi, sulak alanların kuruması ve buzulların büyük ölçüde erimesi; geçmişteki su bolluğu koşullarına dönüşün birçok bölgede fiziksel olarak imkânsız hâle geldiğini gösteriyor. Rapor, bu nedenle politika hedeflerinin “krizi atlatıp eski normale dönmek” yerine, kalıcı su kısıtlarıyla yaşamayı öğrenmek ve buna uyum sağlamak üzerine kurulması gerektiğini vurguluyor.

Su Güvensizliği Milyarlarca İnsanı Etkiliyor

Küresel su iflası yalnızca çevresel bir sorun değil; doğrudan insan güvenliği, halk sağlığı ve kalkınma meselesi. Rapora göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75’i, su açısından güvensiz ya da kritik derecede risk altındaki ülkelerde yaşıyor.

Bugün hâlâ 2,2 milyar insan güvenli biçimde yönetilen içme suyuna erişemiyor. 3,5 milyar insan temel sanitasyon hizmetlerinden yoksun. Yaklaşık 4 milyar insan ise yılın en az bir döneminde ciddi su kıtlığıyla karşı karşıya kalıyor. Bu tablo, iklim değişikliğinden bağımsız olarak, uzun yıllar süren aşırı kullanım ve yanlış yönetim nedeniyle giderek kalıcılaşıyor.

Sorun Sadece Su Miktarı Değil, Su Kalitesi

Rapor, su güvensizliğinin yalnızca miktarla ilgili olmadığını özellikle vurguluyor. Birçok bölgede su kâğıt üzerinde mevcut olsa bile, kirlilik nedeniyle fiilen kullanılamaz hâle geliyor. Tarımsal gübre ve pestisitler, yetersiz arıtılmış atık sular, sanayi ve madencilik faaliyetleri; nehirleri, gölleri ve akiferleri kirleterek içme suyu, tarım ve ekosistemler için güvenli suyu hızla azaltıyor.

Yüzey Suları Çöküşte: Nehirler, Göller ve Sulak Alanlar

Rapora göre dünya genelindeki büyük göllerin yarıdan fazlası 1990’lardan bu yana küçüldü. Bu küçülme, çoğu zaman iklim değişikliğinden ziyade artan su çekimleri, akışların yön değiştirmesi ve arazi kullanımındaki dönüşümlerle ilişkili.

Sulak alanlar ise ormanlardan yaklaşık üç kat daha hızlı yok oluyor. Bu kayıp, su sistemlerinin doğal tampon kapasitesini zayıflatırken; taşkın risklerinin artması, biyoçeşitlilik kaybı ve yangın tehlikesinin yükselmesi gibi zincirleme etkiler yaratıyor. Kaybedilen sulak alanların sağladığı ekosistem hizmetlerinin yıllık ekonomik değeri 5,1 trilyon doların üzerinde hesaplanıyor; ancak bu rakam kültürel ve ekolojik kayıpları tam olarak yansıtmıyor.

Yeraltı Suyu Tükenmesi ve Toprak Çökmesi

Dünya genelinde içme suyunun yaklaşık yarısı ve tarımsal sulamanın yüzde 40’ından fazlası yeraltı sularına dayanıyor. Ancak bu bağımlılık sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Aşırı çekim, yalnızca su miktarını azaltmakla kalmıyor; akiferlerin fiziksel yapısını kalıcı biçimde bozarak depolama kapasitesini yok ediyor.

Rapora göre 6 milyon kilometrekareden fazla alan, yeraltı suyu çekimine bağlı toprak çökmesi riski altında ve bu alanlarda yaklaşık 2 milyar insan yaşıyor. Türkiye’de Konya Ovası’nda artan obruklar, bu sürecin çarpıcı bir örneği olarak raporda yer alıyor. Bu tür çökmeler, tarımdan altyapıya ve yerel ekonomilere kadar çok boyutlu riskler yaratıyor.

İnsan Kaynaklı Kuraklık Kalıcılaşıyor

Raporda günümüzde yaşanan birçok kuraklığın, yalnızca yağış azlığıyla değil; insan faaliyetleriyle yaratılan yapısal bir su açığıyla ilişkili olduğu belirtiliyor. “Antropojenik kuraklık” olarak tanımlanan bu süreç; aşırı su tahsisi, yanlış ürün desenleri, toprak bozunumu, sulak alan kayıpları ve iklim değişikliğinin birleşik etkisiyle ortaya çıkıyor.

2022–2023 döneminde yaklaşık 1,8 milyar insan kuraklıktan etkilendi. Bunun ekonomik karşılığı ise yıllık yaklaşık 307 milyar dolarlık küresel bir maliyet olarak hesaplanıyor.

Su, Güvenlik ve Toplumsal İstikrar

Rapor, su iflasını aynı zamanda bir adalet ve güvenlik riski olarak ele alıyor. Suya erişimdeki bozulmanın yükü; çoğunlukla çiftçiler, kırsal topluluklar, kadınlar, gençler ve yoksul kent nüfusu üzerinde yoğunlaşıyor. Yanlış veya adaletsiz su yönetimi, toplumsal huzursuzlukları ve çatışma risklerini artırıyor.

Bu nedenle temel insani ihtiyaçların güvence altına alınması, çevresel akışların korunması ve geçim kaynakları dönüşmek zorunda kalan topluluklar için sosyal koruma mekanizmalarının kurulması, su güvenliği ile toplumsal istikrar arasındaki bağın kopmaması için kritik görülüyor.

2026 ve 2028 BM Su Konferansları: Son Kritik Eşik

Rapora göre 2026 ve 2028’de düzenlenecek BM Su Konferansları, küresel su politikası açısından belirleyici bir eşik niteliğinde. Bu toplantıların, “küresel su iflası” teşhisinin resmî politika çerçevelerine yansıtılması ve izleme–değerlendirme mekanizmalarının bu yeni gerçekliğe göre güncellenmesi için önemli bir fırsat sunduğu belirtiliyor.

Aksi hâlde, parçalı ve reaktif politikaların sürdürülmesi; 2030 hedeflerinin kaçırılmasına ve suya bağlı risklerin daha derin, daha yönetilemez hâle gelmesine yol açabilir.

Pin It
Yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.

Çevre Mühendisliği Portalı | CevreMuhendisligi.Org

Destekleyenler

Welcome in the demo