AB, Nükleeri Sorguluyor

nukleersantraldagilimiAvrupa Birliği, Japonya'da meydana gelen nükleer felaketin ardından öngörülemeyen risklere karşı nükleer reaktörlerin güvenlik standardını yükseltmek üzere ortak kriterler belirlemek için harekete geçti.
Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre, Avrupa Birliği, nükleer enerji santrallerini öngörülemeyen risklere karşı korumanın yollarını arıyor.  Bir yanda Avusturya gibi bazı ülkeler nükleer enerji ile arasına set çekerken, diğer yanda elektrik ihtiyacının büyük kısmını nükleer enerjiden sağlayan Fransa, nükleer enerjiye bağlılığını sürdürmeye davem ediyor.

Japonya'da meydana gelen nükleer felaketin ardından, Avrupa Birliği, öngörülemeyen risklere karşı Avrupa genelindeki nükleer reaktörlerin güvenlik standardını yükseltmek için ortak kriterler belirlemek istiyor. AB,  iki gün sürecek zirvede, nükleer enerji santrallerinin geleceğini ele alacak.

AB nükleer enerji zirvesinde, Avrupa genelindeki 143 reaktörün olası doğal afetler ve terör saldırılarına karşı güvenli olup olmadığı ele alınacak ve daha yüksek standartta güvenlik sağlanabilmesi için uzlaşma yolları aranacak.

Öte yandan, nükleer enerji santrallerinin hangi yılda ve hangi koşullarda inşa edildikleri de değerlendirmelere dahil edilecek. Kriterler konusunda yaz aylarına kadar karara varılması hedefleniyor. Almanya, çok sıkı kriterler belirlenmesinden yana görüş bildirirken, İngiltere, güvenlik denetimlerine şüpheyle yaklaşıyor.

AB Komisyonu'nun enerjiden sorumlu yetkilisi Günther Oettinger, yılın ikinci yarısında yapılması öngörülen denetimden, tüm nükleer tesislerin başarıyla geçemeyeceğini belirtti. Ancak tesislerin testten geçememesi durumunda zora başvurarak kapatma işleminin de gündeme gelebileceğine dikkat çekiliyor.

nukleerdagilim

FRANSA KARARLI

Zirvenin, üyeler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorlu geçeceği tahmin ediliyor. Nitekim Almanya, sekiz nükleer tesisini geçici olarak kapatıp, gerekli denetimlerin yapılması için üç aylık bir moratoryum süresi belirlemişken, Fransa, nükleer enerji kullanma konusunda kararlı görünüyor. “Nükleer enerjiden kazandığımız elektrik konusunda en yüksek teknik standarta sahibiz. Şeffaflık konusunda ise her zaman öncüydük. Nükleer tesislerin güvenliği konusunda da öncüyüz ve kalmaya devam edeceğiz” şeklinde konuşan Fransa Enerji Bakanı Eric Besson, enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 80'ini nükleer enerjiden karşılayan bir ülke olarak, nükleer politikalarında değişikliğe gitmemekte kararlı olduğunu belirtti.

Lizbon Antlaşması uyarınca, nükleer enerji kullanımı 27 birlik ülkesinin kendi inisiyatifine bırakıldı. Birlik dahilindeki 14 ülke, enerji ihtiyacını nükleer enerji santrallerinden karşılıyor. Avrupa genelinde öngörülemeyen risklere karşı denetlenmesi gereken yaklaşık 143 nükleer reaktör bulunuyor. Avrupa'da en fazla nükleer reaktöre sahip ülke Fransa. 58 reaktöre sahip Fransa'yı, İngiltere ve Almanya takip ediyor.

Avrupa genelinde nükleer enerjilere olan bağımlılık oldukça fazla. Bu nedenle, Japonya'da yaşanan kötü deneyime rağmen, çalışmaların ancak nükleer enerji politikalarının değiştirilmesi ve karbondiyoksit emisyonunun düşürülmesinden ibaret kalacağı tahmin ediliyor.

Nitekim şu anda sadece 143 santral genelinde testlerin yapılması öngörülüyor. Test yapmak ise ülkelerin kendi inisiyatifinde. “ Komisyon olarak bir nükleer santralin güvenli olmadığına kanaat getirmiş olsak bile, hukuki açıdan bunun inşaatını durdurmamız mümkün değil” şeklinde konuşan AB Komisyonu'nun enerjiden sorumlu yetkilisi Günther Oettinger'in sözcüsü Marlene Holzner,AB Komsiyonu'nun bağlayıcı bir etkisi olmadığını ifade etti.

Nükleer enerji santrallerinin kapatılmasına yönelik bir karar alınması durumunda, bu, AB'nin iklim koruma yönünde aldığı kararları hayata geçirme yönünde engel teşkil edecek. Nitekim uzmanlar, şimdilerde enerji ihtiyacının büyük bir kısmı nükleer santrallerle karşılanırken, santrallerin kapatılması durumunda, kömür ve gaz üretiminin artacağına işaret ediyorlar. Bu da daha fazla karbondioksit salınımı anlamına geliyor. Oysa AB, 2020 yılına kadar karbondioksit salınımını 1990'daki düzeyin beşte biri oranında azaltmayı öngörüyordu.